Sultan Galiyev veya Mirsaid Haydargalievich, Bolşevik devrimin 1917–1924 yılları arasındaki gelişmelerine Avrasya Türklüğü lehine yön vermek isteyen üst düzey Türk ve Müslüman siyasetçi ve yöneticilerindendir.

Galiyev; Komünist Parti Sekreterliği, Tüm Rusya Müslüman Ulusal Konseyi Yönetim Kurulu Başkanlığı [Petrograde 1917], Merkez Askeri Kuvvetler Komutanlığı, Kızıl Müslüman İşçi ve Köylü Ordusu, Askeri ve Deniz İşleri RSFSR Bakanlığı [1918–1920], Merkez Müslüman Komiserliği, Müslüman Halk Komiserliği, RSFSR Başkanlığı [1919], RKP Merkez Büro [1919 – 1921] Sekreterliği, Doğu Komünist Örgütleri RSFSR [1920 – 1923] Başkanlığı, Milliyetler Halk Komiserliği üyeliği gibi görevlerde çalışmıştır. Komünist örgütlenmenin ve yönetiminin Lenin ve Stalin’den sonraki en aktif Türk liderlerindendir. Türklük adına, siyaseten ve ideolojik olarak en yaratıcı önder olarak bilinir. Sosyalist pragmatistlik ve devrime katkıları nedeniyle, 1918- 1924 yılları arasında Rusya Bolşeviklerinin desteğini ve himayesini sağlamıştır. Devrim sürecinde Ruslarla eşit temsilin Türkler için hukuken kabul edilmesi ve Türk-İslam devletleri birliği ülküsünü gerçekleştirmek için top-yekün savaş imkânı olmadığından, Bolşevik devrim örgütlenmesinin Türkler tarafından benimsenmesi stratejisini gütmüştür.

Galiyev 13 Temmuz 1882’de Başkırdistan’ın Ufa iline bağlı Kırmıskalı [veya Kırmızıkale] Elembetov [Sterlimatak-Krimsakaly-Başkortistan] köyünde, baba Haydar Ali ve anne Aynilhayat’ın çocuğu olarak dünyaya geldi. Sekiz kardeşten altısı çeşitli hastalıklar nedeniyle ölmüştür. Server ile Sufiye adlı kız kardeşleri vardı. Annesinin Türk beyliğinden gelen soylu [mirza-bey] bir ailenin mensubu olduğu tahmin edilmektedir. Babası Mir Said Haydar Galiyev ise yoksul bir köy öğretmeni idi. Ailesinden Rusçayı, okulda ise Arapça, Osmanlıca ve Farsça öğrenen Mir Seyit Muhammed, Kazan’daki Tatar Pedagoji Enstitüsü’ne girer ve burada Rus dili ve edebiyatı okur. “1876’da kurulan ve Tatarlara ayrılmış tek orta dereceli devlet okulunun amacı, Rus Milli Eğitim Bakanlığı’nın Orta Volga’daki Müslüman ülkesinde açmayı planladığı Rus-Tatar ilkokulları için öğretmen yetiştirmekti. (…) 1891 yılında Rus İçişleri Bakanlığı [tarafından] Tatar mollaların Rusça sınavından geçirilmesini zorunlu kılan bir yasa çıkartılır. Bu yıldan itibaren, okuldaki öğrenci sayısında hızlı bir artış görülür ve geleceğin milliyetçi yöneticilerinin çoğu bu okulda okuyacaktır.”

Okul yıllarında Galiyev, Marksist genç devrimcilerle tanışmış ve Marksizm’in temel felsefesini öğrenme isteği doğmuştur. Ceditci örgütlenmenin öğrenci kolu olan “Islakist Şakidler” in [Islahatçı Öğrenciler] devrimci örgütlenme ile bütünleşmesi sonucunda, Marksist düşünceye dayalı siyasi eğilimi kuvvetlenmiş ve sosyalizm hakkında yeterli bilgi birikimine ulaştığı zaman, antiemperyalist mücadele için Rus devrimcilerle işbirliği yaparak, İdil-Ural Sosyalist Türk İslam Birliği’nin kurulabileceğine inanmıştır. Aile ve köy okulunda yeterli din eğitimini almadığı iddia edilse de, onun İslam algılaması tamamen özgürlükçülüğe ve adaletli paylaşımcılığa dayandığı için, gençlik yıllarında dinsizlikle suçlanmıştır. Galiyev, 1911’de Kazan’daki Tatar Muallim Mektebi’nden birincilikle mezun olduktan sonra, öğrendiği din ve şeriat bilgisi ile Marksist felsefenin materyalist gerçekçiliği arasında bir tercih yapması gerekliliğini düşünmüş ve kaderciliği dayatan ve tarikatçı-geleneksel yozlaştırılmış İslami töre yerine, hak ve adaletin tesisi için doğrudan eyleme geçme düşüncesini benimsemiştir.

Galiyev, öğretmen okulunda, halkının baskı ve sömürüden kurtarılması için Rus devrimcileri ile işbirliği yapılması gerektiğine inanmış ve ıslahatçı devrimci öğrenci hareketlerinde yer alarak ulusal milliyetçi bakış açısını benimsemiştir. Arkadaşlarının ifadesine göre Galiyev, daha 15 yaşında ateşli bir milliyetçi idi ve o, alkol almayan, namaz kılan, oruç tutan dindar bir insandı. Galiyev’i çocukluk yıllarından gençlik yıllarına kadar dindar olarak görmekteyiz. (…) 1921’de Moskova’da intişar eden Jizn’ Natsional’tostey [ulusların yaşamı] dergisinin 127 ve 128. Sayılarında yayımlanan Müslümanlar Arasında Anti-din Propagandasının Metotları adlı makalesinde (…) özetle şöyle der: “İslam’ın konumunu belirleyen başlıca etmen gençliğidir. Dünyanın büyük dinleri içinde en genç olanıdır ve dolayısıyla da etki bakımından en sağlamı ve en güçlüsüdür. Tüm güçlü Avrupalı İslam bilimciler bu olguyu kabul etmişlerdir. İslam’ın toplumsal ve siyasal değerleri çok iyi korunmuştur; oysaki diğer dinler her şeyden önce, etnik ve dinsel ögeleri vurgularlar. Müslüman yasası- Şeriat- müminin dünyevi hayatının tüm veçhelerini düzenleyen bir yasa ve hukuk normları manzumesidir. İçinde, nasıl ibadet edeceğimize, işte, toplum içinde, aile içinde ve gündelik hayatta nasıl davranacağımıza dair, en küçük ayrıntısına kadar talimatları buluruz. Dahası, emirlerinin çoğunun açık seçik ve pozitif bir niteliği vardır. Talimatlarının zorunlu niteliğini hatırlamak yeterlidir. Hazreti Muhammedin hadisi, beşikten mezara kadar ilim peşinde koş…( …) Gerici misyonerlerle aynı kefeye konulmamamız için daha çok İslam’ın kendi aydınlarının yakın zamandaki aynı yöndeki çalışmalarını sürdürdüğümüzü Müslümanlara anlatmalıyız.”

Bilinmektedir ki, Galiyev’in çocukluk ve gençlik dönemi, ailesi ve Tatar Türklerinin yoksulluk ve kölelik umutsuzluğu içerisinde geçmiştir. İslam hukukunun fertlerin hukukunu eşit düzeyde belirlemesi onu, ‘ İslam Sosyalizmi ‘ teorisine sevk etmiştir. Bu durum Galiyev’in kişiliğinde ve mücadelesinde, dini ve milli unsurlara saygıyı, değişmez ilahi bilinç olarak daima canlı tutmuştur. Dönemin Rus sömürü sistemine ile kilise ve misyonerlik faaliyetlerine karşı örtülü bir nefretin giderek öz dünyasında büyüdüğü ve Batı emperyalizmi ile Rus emperyalizmine karşı direniş konusunda, İslamlık-Türklük gücünü kullanma siyaseti üzerine yüksek hayaller kurduğu tahmin edilebilir. Onun yükseköğrenim hayatı, Marksizm ile Türk-İslam inancını birleştirmek ve Ruslar ile eşit hak ve hukuka sahip olabilmek için, Türk ve İslam bilincini bilimsel temellere dayandırma düşüncesi ile yoğrulmuştur. Çünkü memuriyet hayatına atılmasından sonraki tüm arayış ve çabası bu noktada odaklanmaktadır.

Öğretmen okulundan mezun olduktan sonra iki yıl Ufa Belediyesi Kütüphanesi’nde Kütüphaneci olarak [1900–1901] çalıştı. Tolstoy ve Zasadimski’den çocuklar için Tatar Türkçesine masal veya hikâye çeviriler yaptı. Avrasya’daki Türk-Rus mücadelesini tahlil ederek, kısır döngülü hareketlerin ezilen Avrasya Müslümanlarını kurtarmaya yetmeyeceğini ileri sürdüğü tezlerini duyurmak için gazeteciliğe yöneldi. Bütün Asya Türklerinde olduğu gibi, Rusların 1905’deki Japonya karşısındaki Mançurya bozgunu, Rus sömürgeciliğine karşı umutlarını ve bağımsızlık faaliyetlerini artırmıştır. Ulusal bağımsızlık hareketleri içerisinde yer almaya karar veren Galiyev, pratik bir yol kullanarak, gazetecilik ile siyasete girme yöntemini tercih etmiştir.

Baba mesleği olan öğretmenlik ile gazeteciliği ve siyaseti bir arada yürütme başarsını gösteren Galiyev; Ufa’da çeşitli gazetelerde [Moskava’da 1910-1913 yılları arasında Musulmanskaya Gazeta, Rusça Ufimskij Vestnik-Ufa Habercisi ve Tatarca Tormus, Vakit, Süz, Rusça Narodniy Uçitel, Kavkazskoe Slovo, Bakü’de Kavkazskaya Kopeyka gibi gazetelerde Suhu, UI, MS, Karmaskalinis, Kulku veya Kölge Baş, Kandemir, Timurleng, Sukhoy, Halkoğlu gibi … ] takma ad ile makaleleri yayımlanmış, Mehmet Emin Resulzade, Neriman Nerimanov, Meşadi Azizbekov, Sultan Mecid Efendiyev ve Dadaş Bünyazade gibi dönemin bölge aydınlarının öncülüğünde, Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin milliyetçi hareketine katılmış, 1913’te Savaşçı Tatar Sosyalist Örgütü’nü kurmuş, Müslime Kurtuluş Hareketi’nin liderliğini yapan Ravza ile evlenmiş ve daha sonra bölgenin ikinci kültür ve siyaset merkezi Bakü’ye gitmiştir. Galiyev’in Bakü Tatar Okulu’ndaki [Tatar Kız Lisesi, Bakü] [1915-1917] öğretmenlik yılları; Mehmet Emin Resulzade’nin öncülüğündeki milli hareketi tanımasını, Marksizm’e inanmış aydınlanmacı fikir ve siyaset öncülerinin tecrübelerinden yararlanmasını ve özellikle İslamî sosyalizm düşüncesi ile Rus sosyalist harekete nasıl ortak olunabileceğine dair siyasi idealine ilişkin değerlendirmelerinin Kafkasya’daki özgürlükçü aydınlar arasında tartışılmasını sağlamıştır.

Bakü Müsavat hareketi içerisinde yer alarak, Açık Söz, Kafkasya, Bakü, Bakinskaya gazetelerinde Mir Seyit Kölkebaş takma adıyla, Ermenistan ve Gürcistan’a karşı ve her iki ülkenin Ruslaştırma içerisindeki faaliyetlerini eleştiren makaleler yayımladı. Onun idealinin ve bilincinin gelişimine, liderlik karakterinin öne çıkmasına ve ideolojik kişiliğinin oturmasına, Bakü’deki öğretmenlik ve gazetecilik hayatı çok büyük katkı ve etki sağlamıştır. Fikri temelinde, Tatar Türklerinin ve Orta Asya ve Kafkasya Müslümanlarının kurtuluşunun ve birliğinin sağlanması düşüncesi çok sağlam bir yer tutmuştur.

Qyaş Gazetesi’ndeki bir makalesinde, “Eşit olmayanlar arasında iki isim var. Onlardan biri Tatar Türkleri, diğeri Müslümanlardır. Bunlar en çok ezilenler, en çok ayakaltına alınanlardır. Hiç kimse, hiçbir şey bunu benim yüreğimden koparıp alamaz. Ne olursa olsun o tükenmeyecek. Ben bittiğim zaman ancak benimle sönecek. İşte o sevgi, o yaradılış beni bir yerden başka bir yere atıyor. Benim hayat yoluma çizgi çiziyor. O çizgide bütün gücünü halkın için harca” sözleri, Galiyev’in Türk milliyetçiliğini ilkesel, bilimsel ve vicdani olarak mücadele kararının merkezine yerleştirdiğini ve gücünü bu merkezden aldığını veya almak istediğini ispatlamaktadır. İslam’ın halklar, haklar, kurallar ve adalet hükümleri ile siyasi ve düşünsel hayatını birleştirdiği sonucuna varmak mümkündür. Bakü yılları; Galiyev’in kararlılık, mücadele, direniş ideolojisi ve uluslararası siyasetin stratejik planlaması yılları olarak değerlendirilebilir. Kendisine verilen görev ve sorumluluklar ile kendisinin bilinçli olarak sürdürdüğü ülkü, Bakü öncesi ve Bakü sonrası olarak değerlendirildiğinde, akıl ve ruh derinliğinde çok açık olarak ortaya çıkmaktadır ki, Sosyalist devrimin içerisinde, Türk-İslam kimliği ile yer alıp, İdil-Ural devletini kurmak ve bu modeli Bolşevik harekete benimsetmektir. Bunun için önceliği, kariyerinin gelişimine ve Bolşevikler içerisindeki liderliğine Türk-İslam toplum önderlerinin saygı duymasıdır. Bakü öğretmenlik yıllarında Galiyev hem kariyerini, hem liderliğini hem de büyük davaların ağır sorumluluğunu taşıma gibi toplumsal yükümlülükleri temsilde olgunlaşmış ve devlet yönetimindeki siyasi ve bürokrasi deneyimini artırmıştır.
Bakü Şehir Meclisi’nde Ticaret Vekili oldu. (…) Bu dönemde Galiyev’in siyasi ilk faaliyeti, Ufa’da kurucuları arasında bulunduğu militan Tatar örgütü ile bölgesindeki Ruslaştırma ve Hıristiyanlaştırma faaliyetlerine karşı direnişi örgütlemesi olmuştur. 1. Dünya Savaşı sırasında Tatar ve Başkırt askerlerini Çarlık ordusunda savaşmamaya çağıran faaliyetlerde bulundu.

Ve yine takma ad ile Azerbaycan gazetelerinde Marksist felsefeye dayalı ideolojik makaleler yazma konusunda olgunlaştığı gözlemlenen Galiyev, Bolşevik hareket içerisindeki amaç ve sorumluluğunu netleştirmeye başlamıştır. Tatar Komünist Gabdullin, “Müslüman Komünist Örgütü kurarak sömürgelerde devrimci hareketin yönetimini örgütleyen Sultan Galiyev’e 1916’da rastladığım zaman bizi hemen, şoven ve emperyalist bulduğu Rus Komünist örgütlerinden ayrılarak, kendisine özgü bağımsız Doğu Komünist Partisini kurmaya davet etti.”

1917 Ekim devriminin halkların kardeşliği ve eşitliği felsefesi üzerine oturtulmasını sağlamak ve Sovyet sosyalizm hareketlerine Orta Asya ve Kafkasya Türk-İslam milletlerini fikri ve siyasi yönden hazırlamak için, politik ve stratejik boyutu oldukça riskli olan bir hedefe yönelmiştir. İran, Hindistan, Mısır ve Türkiye ile birlikte İslam dünyasına kazandırılacak olan emperyalizme karşı mücadele birliğinin gücüne dayanarak, Batı odaklı sömürü sistemini yıkacak ve Sovyet Sosyalist Devrimi’ni olması gereken noktaya, yani ezilen ve sömürülenlerin bağımsızlığını kabule teşvik edecektir. Ulus devlet kuramlarını ve milliyetler sorununu çözüm sürecinde federatif temsili destekleyecek, ortak siyasi ve stratejik dayanışma ve ulusal egemenliğe dayalı özgür ittifak sistemini inşa ettirme görevini temsil edecektir. Bu hedefte öncelik ise, Sömürgeler Enternasyonali ideolojisi desteğinde, Turan Federal Sosyalist Devleti’nin kurulmasının kabullenilmesini sağlamaktır. Galiyev, gençlik yıllarında ve Bakü toplantıları sonrasında önceliklerini belirlemiştir:

a-İdil-Ural Türk Devletini kurmak,

b-Müslüman sömürgelerin desteğini sağlamak,

c-Turan Sosyalist Devleti’ni kurmak,

d-Sovyet ve Batı sömürü sistemine karşı uluslararası Türk-İslam Birliği bloğunu oluşturmak.

Gizliden açığa doğru adım adım Ruslara dayatılacak bu süreçte; Galiyev’in gücünün sürekliliğinin sağlanması için, iç desteğin yanında özellikle Rus devletine karşı dış ülkelerin desteğini kazanma politikası çok önemliydi. Galiyev bu dış desteği sağlama konusunda çaba göstermemiş ve dönemin en acımasız ve zalim gücü olan İngiltere tarafından aşırı idealist bulunarak, bertaraf edilmesi gereken tehlikeli bir Müslüman sosyalist damgası yemiştir. Bu damgalama aynı zamanda Rus Bolşevik devrim bürokrasisi tarafından da sürdürülmüştür. Buna rağmen, Bolşevik devrimin liderleri ve bürokrasisi, sosyalizme inanan Galiyev’i birden bire yok etmek yerine, devrimin Türk ve Müslüman kitlelere kabul ettirilmesi sürecindeki etkinliğini artırmıştır. Elbette Bolşevik devrim komuta kademeleri, Rusya İmparatorluğu içindeki milliyetlerin bağımsızlığının kabulünü, devrimin ana teminatlarından biri olarak deklare etmek mecburiyetini öngörmüş ve ulusal özerkliği vadetmiştir. Bu vaatleri fırsat bilen Molla Nur Vahidov ve Galiyev, sosyalist devrimin Tatarlarca sahiplenmesinde çok etkili olmuş ve Tatar Türkleri gerçekten bir bağımsız devlet kurabileceklerine inanmışlardır.

Ancak bu bir taktiktir ve Lenin’in ustaca geliştirdiği geçici bir manevradan ibarettir. İdil-Ural devletinin kurulması ve bağımsızlığını ilan etmesi, sosyalist devrimlerin vaatleri ile mümkün değildi. Galiyev’i endişelendiren, devrimin Rus sorumluluğunda, kontrolünde ve denetiminde gelişmesidir. Bu durum Avrasya Türk-İslam milletleri ve toplumları için asla görmezden gelinmeyecek bir risktir. Bu riskin aşılması için doğal olarak öncelikle, Orta Asya’daki tüm sömürge Türk toplulukları güç birliği yapmalıydı. Ve ayrıca İngiltere’nin işgali ve baskısı altındaki Mısır, İran, Hindistan ve Türkiye’nin de aktif desteği gerekmekteydi. Galiyev’in bu idealinin gerçekleşmesi için Türkiye’den ve özellikle Enver Paşa’dan destek istemiş olma ihtimali yüksektir. Ancak bu konuda henüz yazılı bir belgeye ulaşmak mümkün olmamıştır. Yine de Galiyev her zaman kendi atılımlarına güvenmiş ve sosyalizmi kilise destekli Hıristiyan Rusların temsilinden ve koordinasyonundan çıkarıp, Müslüman Türklerin çağdaşlaşması ve birleşmesi eylemine dönüştürmek istemiştir. Bu isteğin en pratik yolu ise Bolşevik liderlerin arasında yer alıp, tüm karar mercilerini etkilemek ve yönlendirmektir. Galiyev’den önce Vahidov başkanlığında Bolşeviklerin desteği ile örgütlenen Müslüman Sosyalist Komite ile sosyalizme karşı direniş hareketleri başlatan Türklerin direncini parçalamak ve direniş örgütlerinin liderlerini Bolşevik devrimin içerisine çekmek gibi faaliyetleri koordine etmeyi planladılar ve bu plan doğrultusunda işbirliğine yöneldiler.

7 Nisan 1917’de Mollanur Vahidov’un girişimi ile kurulan ve Vahidov’un liderliğini yaptığı Müslüman Sosyalist Komite’nin (MUSKOM) ilk sosyalist toplumsal çalışması Tataristan’da başlatılmıştır.

Vahidov’un kendi felsefesine göre kutsal ideali için ilk basamak, Bolşevik Devrim Komite Kademesinde önemli bir görev almaktı ve bunu gerçekleştirmek için Moskova’nın daveti gerekmekteydi. Kafkasya ve Orta Asya delegelerinin önergeleriyle ve Kongre Yönetimi’nin kabulüyle, 1–11 Mayıs 1917’deki Bütün Rusya Müslümanları Kongresi’nde genel sekreterliğe seçildi. Tatar aydınları ile işbirliği yollarını düzenleyerek güç birliğini engelleyen bazı siyasi tıkanmaları giderdi. Tataristan işçi ve köylü örgütlerini sosyalizmle bağdaştırma sorumluluğunu yerine getirdi:

a- Gelenekçi kadimcilere karşı mücadele,

b- Rus sömürgesinden kurtulmak için ulusal kurtuluş savaşının örgütlenmesi,

c- Dünya İslam Sosyalizmi ideolojisinin yaygınlaştırılması.

Vahidov’un bu hedeflerini gerçekleştirmesi için ülkü sahibi, inançlı ve cesur bir ikinci adama ihtiyacı vardı. Bu adam, Bolşevik Rus devrim önderlerin de reddedemeyeceği aydın ve ideolog olan Mir Sultan Galiyev olmalıydı. Vahidov’un davetini kabul eden Galiyev, ilk önemli görevi olan Rusya Müslüman Sosyalist Komite komiserliğine atandı. Ve bu atanış ile birlikte Ekim devriminin alt kademelerinden yükselerek Sovyet Yabancı Uluslar Komitesi [NARKOMNAC] İkinci Sekreterliğine getirildi. Sosyalist Bolşevik devrim yapılanmasını, Türk-İslam milleti ve toplulukları lehine yönlendirme siyasetini uygulamaya başladı.

Galiyev’in Sosyalist devrim ile Türk-İslam bağımsızlık hareketini legalleştirme çabasını Ayaz İshaki, daha sonra [Gayaz İshakıy, 1878–1954] şu sözlerle vurgulamıştır: “Bizde gerçek anlamda bağımsızlık hareketi vatanımızda Sultan Galiyev ve dış ülkelerde bizim tarafımızdan yirminci yıllarda başlatıldı.” İdil-Ural Devleti’nin kurulması ve bağımsızlığını ilan etmesi, elbette Harbi Şura ve İlyas Alkin’in üstün cesaret ve gayretlerinin de bir sonucudur. Kazan, Orenburg, Ufa, İdil bölgelerinde Kızılordu ve Bolşevik devrimi destekleyen 60.000 kişilik Tatar milis kuvvetinin, 2 Aralık 1918’de Bolşevik Devrim’i bastırmak isteyen Amiral Aleksandr Kolçak karşısındaki yenilgisiyle fiilen dağıldığı ve Tatar ulusal direniş hareketinin temel dayanağı olan ordu gücünden yoksun kaldığı anlaşılmaktadır. Yine de İdil-Ural Devleti’nin bağımsızlığı için Galiyev her türlü yol ve yöntemi denemiş ve mücadelesini kuvvetlendirmek için yeni bir evlilik daha yapmıştır. Galiyev, 1918’de ilk eşi Ravza’dan ayrılarak bölgenin zengin ailesinden birisinin kızı olan Fatma Yerzina ile evlenmiş ve bu evlilikten Gülnar ve Murat adında iki çocukları olmuştur. Rusya Müslüman Hareketi’nin öncüsü ve sıkı bir Bolşevik savunucusu görevi ile Komünist Parti içerisinde hızla yükselmiş ve 26 Ekim 1917’de kurulan Milliyetler Komiserliği [Narodnıy Kommisariyet po delam Natsional’nostey= NARKOMNATS] başkanı Joseb Cugaşvili’nin başkan yardımcılığına bir yıl gibi kısa bir sürede, yani 1918’de atanmıştır. Şubat 1918’de Mollanur Vahidov ile birlikte resmi davetli olarak Stalin ile görüşmüştür. 2 Mayıs 1918’de Merkezi Müslüman Askeri Komitesi çalışması kapsamında, Müslüman Kızılordu’nun teşkilatlanması görevini yürütmüştür. Bu atamanın ardından özelikle Mollanur Vahidov başkanlığında gerçekleştirdiği işbirliği ile İdil-Ural coğrafyasında Tatar-Başkır Milli Devleti’nin kurulması siyasetini benimsemiş ve 10–16 Mayıs 1918’de Tatar-Başkır Cumhuriyeti’nin kurucu meclisini örgütlemiştir. Mollanur Vahidov’un liderliğini yaptığı Tatar-Başkurt Taburlarının genişletilmesine yönelik olarak Müslüman Kızıl Alaylarını kurmuş ve daha sonra, 17–20 Haziran 1918’de Müslüman Bolşeviklerin Bütün Rusya Kongresi’ni toplayarak, Rusya’daki Türk ve Müslüman toplumların birleşmesinden oluşan “Birleşik Ulusal Cephe” ile milli devlet kurulması düşüncesini desteklemiştir.

Bu görüşmede Stalin’den umduğu desteği bulamamanın sıkıntısının ardından milli federatif devletler projesinin ilkelerini kabul ettirmek amacıyla Lenin ile resmen görüşme talebinde bulunmuş ve 1919 başlarında Lenin tarafından kabul edilmiştir. Bu görüşmede Lenin’e tespitlerini söyleyerek talebini açıkça ifade etmiştir: “…Asırlar boyunca, sadece saban peşinde koşmaya değil, Çar’ın bütün askeri eşkıyasına da bel büküp boyun eğmeye mecbur olan Tatar halkıdır. Ekim ihtilalinden sonrası onun tekrar sağa sola bakmaya başladığı, belini doğrulttuğu devirdir. Hürriyetini boğan Çarın köpeklerini bir sillede yıkmaya hazırdır o. Milletlerarası kapitalizmin bu istilasına mücadeleden de geri durmayacaktır bizim halkımız. Sovyet devletini müdafaa için ateşe girmeye de hazırdır. Sadece bir şey tereddütte ve endişeye sevk ediyor, Yoldaş Lenin. Bize inanmıyorlar, güvenmiyorlar! (…) Tatarlar rahatsızlıklarını göstermek için sokağa çıksa, meselenin aslını anlayıp dinlemeden, onları fitneyle, bölücülükle suçluyorlar. Kendi içimizde biraz anlaşma, birleşme göründü mü hemen milliyetçilik yaftası takılıyor. Kardeş halkların ihtilalci güçleriyle Başkurtlar, Kazaklar veya Kırım Tatarlarıyla temasa geçsen, hemen çamura bulayıp Panislamizm ile itham ediyorlar bizi. ‘Milliyetçi’ olmaktan korkup kırk bir türlü partiye bölünmek, birbirimizi suçlamak ve öldürmeğe kalkmak mı lazım? Panislamizm ile suçlamasınlar diye tarih boyu dil alıp verdiğimiz kardeşlerimize selam vermemek, yardım eli uzatmamak mı lazım? (…) Türk halklarının büyük fabrikalarda çalışan kitle halinde bir milli proletaryası hemen hemen hiç yoktur. Mesela Başkurt, Kazak ve Özbekler, milli proletaryası olan Rus, Ukraynalı ve Tatar yanında eşitlikten ve hukuktan mahrum halde kalmaz mı?”

Stalin’den sonra, Lenin’den de umduğunu ve beklediğini alamayan Galiyev’in hedefi, Türk-İslam birliği federasyonuna yönelik ittifak girişimlerini destekleyen Türk liderleri ve kadroları ile uzlaşma yollarını bulmak ve devrime güçlü bir şekilde ortak olmaktır.

Ancak, bu gibi ittifak düşüncesi, dönemin Rus himayesinde özerk devlet düşüncesini destekleyen ve daha sonra ulusal direniş ve bağımsızlık hareketini örgütleyen Başkurtların lideri olan Zeki Validov ve [Zeki Velidi Toğan] taraftarlarınca da uygun görülmemiştir. Sultan Galiyev’in milliyetler meselesinin çözümüne yönelik idealist yaklaşımı, kendisini geçici bir süre kullanmak isteyen Bolşevik Rusya’nın entrika ve dayatmalarıyla boğulmuş ve asla Türk ve İslam halklarına hukuk zemininde devrime katılma ve eşit temsil imkânını tanımamıştır.

Kızılordu’nu yarsından fazlasını oluşturan Tatar-Başkır Taburlarının komutanı unvanını taşıyan Mollanur Vahidov’un, 19 Ağustos 1919’da Çek işgaline karşı savaşırken esir düşmesi ve yine Rusların himaye etmemesi sonucunda öldürülmesi, İdil-Ural devletinin kuruluş mücadelesi açısından çok büyük bir kayıp olmuştur. Komünist Parti Bolşevik Kongresi’nde ulusal komünist örgütlenmelerin tasfiyesine yönelik 22 Kasım 1919 kararları, Galiyev’in siyaseten yalnızlık yıllarını da başlatmış olur. Stalin ve Lenin, Tatar ve Başkurt Türklerinin temsilcisi gibi siyaset yapan Galiyev’i bu siyasetinden ve yoksulların sosyalizmi ülküsünden uzaklaştırmak için, Müslüman Askeri Akademisi’nin başkanlığı görevi ile konumunu zayıflatır ve itibarını da hızla düşürmek isterler. 1919–1920 yılları Galiyev için yoğun çalışmalarla geçer. Zaman zaman Lenin’le görüşür. 1920 Eylül’ünde Bakü’de, 1.Doğu Halkları Kurultayı toplanır. Kongre çağrısını yapan Komünist Enternasyonal’dir. Galiyev kongreye katılmaz. Katılmasının engellenmiş olması gerekir. Ne var ki, katılan delegelerin büyük çoğunluğu Galiyev’in görüşlerini ya da benzerlerini dile getirir. Kongreye belirgin bir anti-İngiliz hava egemendir. Emperyalist ülkelerin komünist delegeleri ile sömürgelerden gelen Doğulu komünistler arasında tartışmalar olur. Kurultaya katılanlar arasında Türk-Müslüman halkların temsilcileri çoğunluktadır.

Sultan Galiyev hareketine sürekli muhalefet eden ve Rus himayesi isteyen Rakibi Said Galiyev, Lenin ve Stalin’den beklediği desteği geçici bir süre almış olsa da, siyasi bir kuklalıktan öte hiçbir sorumluluk elde edememiştir. Stalin, Lenin ve işbirlikçi Said Galiyev’in tüm yıldırma, sindirme ve pasifleştirme çabaları, onu sürekli kamçılamış ve sosyalist devrimin kuruluşunun Avrasya Türk-İslam Birliği ülküsü ekseninde teşkilatlanabilmesi için yeniden ve daha kararlı bir çaba içerisine yöneltmiştir. Tatar-Başkurt temsilcisi olmaktan da öte bir dünya liderliği ülküsü ile Rusya Türk ve İslam milletlerinin Bolşevik Devrimi’ne ortak olma hakkının gasp edildiği düşüncesini gizlemekten tamamen vazgeçmiştir. Avrasya Türk-İslam toplumlarını ardındaki en büyük destek olarak gösteren Sultan Galiyev, Volga-Ural’daki Rus olmayan halkların yaşadığı bütün bölgeleri kucaklayacak bir cumhuriyet istiyordu. Bu amaçla, Orta Asya ulusal kurtuluş önderleri ile işbirliği yaparak Rusya’ya karşı askeri bir teşkilatlanma hareketi olan İttihat ve Terakki örgütünün yeniden canlandırma çalışmasına başlatmıştır. Bütün bu çalışmalarını fırsat buldukça özellikle Lenin’e anlatmış ve uygun görülmesi için girişimlerde bulunmuştur ancak, Galiyev’in 1919 ve 1920’de İdil-Ural Cumhuriyet kurma projesi Lenin tarafından ırkçı eğilimler taşıdığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

Sultan Galiyev’in, 1920’de Bakü’de gerçekleştirilen Doğu Halkları Kurultayı’ndaki özgürlükçü ve kendi özerk devlet sistemi içerisinde merkezi örgütlenmeye dayalı İslam ve Türk Birliği düşüncesi, başta Stalin olmak üzere Bolşevik Partisi’nin önde gelen diğer liderlerinin siyaseti ile örtüşmüyordu. 1921’de Moskova’da kurulan Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde [KTUV] öğretmenlik yıllarında, devrimin yalnızca işçi sınıfını temsiline karşı çıkmış, zengin ve burjuva sınıfının da devrimin içerisinde yer almasını savunmuştur. Mustafa Suphi ile bu üniversitede ortak hedef belirleme, Türk Kurtuluş Savaşı sürecinde, destek ve katkı sağlamak amacıyla Türkiye’ye yönelik politikalar geliştirmeye çalışmıştır. Galiyev’in bu yaklaşımı, onun sosyalist enternasyonali gerçekleştirmede sağcılık ve solculuk ideolojine bağımlı kalmadığının ispatı olsa gerek. Çünkü Galiyev, emperyalist sömürü sitemine karşı, sömürülen milletlerin ve toplumların merkezi bir örgütlenme ile karşı bir güç dengesinin kurulması gerektiğine inanıyordu. 1922’de Tatar Koleji Başkanlığı sırasında, Tataristan’ı resmen temsil eden lider olarak bu düşüncelerini açıkça ifade etmiş ve Bolşevik Partisi’nin uyguladığı yönetim tarzını cesurca eleştirmiştir: “Bir tek işçi sınıfının diktatörlüğünü temsil eden Sovyet rejimi, sanayi sermayesinin zirveye ulaştığı Merkezi Rusya’da haklı bir zafer kazanmıştır. Ancak ticaret kapitalizmi çağının henüz eşiğinde bulunan göçebe Müslüman kitleleri içinde bu rejim, yaşama şansına sahip olamaz. Anlayamadığımız ve kabul edemeyeceğimiz hükümet şekillerine birden bire atlamak yerine, ekonomik gelişmenin tabi merhalelerini güvenle geride bırakabilmek için yardım istiyoruz. Türkistan’da, Kırgızistan’da, Başkır ülkesinde, Kafkasya’da, Tataristan’da ve Kırım’da sınıf iktidarı değil, milli iktidar ilkeleri kabul edilmelidir.” Sosyalist devrime karşı bu sert çıkış, başta Stalin olmak üzere tüm Bolşevik Partisi üyelerini ve karar vericilerini rahatsız etmiş, Rus sömürge yönetimlerine karşı müstemleke Türk-İslam halklarının Ruslarla kurucu eşit millet olması gibi tehlikeli bir süreci başlatmıştı. Rus Müslüman aydınlarını harekete geçiren bu düşünceden, Stalin’in hem etkilendiği hem de korktuğu ve ‘Galiyevizm ’ hareketi olarak dünyaya yayılma ihtimalinin bulunduğunu vurguladığı bilinmektedir. Leninizm karşısında, Galiyevizm gibi anti Rusçu politikalara karşı Stalin, baskıcı tedbirler almış ve Lenin’in, 1922’de felç olmasıyla Bolşevik hareket Stalin’in kontrolüne geçmiştir. Lenin, Aralık ayında geçirdiği ikinci felçten sonra aktif politikadan çekilmiş, 1923 Mart’ında geçirdiği üçüncü felcin ardından ölene kadar yatağa bağımlı yaşamıştır. Galiyev, 1923’ten sonra çeşitli gazetelerde yazarken, işlediği konular ve mektuplaştığı kişilerin anti-devrimci olması gibi suçlamalarla tutuklanmıştır. Galiyev’in, Lenin sosyalizmine ve stratejisine bağladığı umut, Stalin’in emri ile Komünist Parti üyeliğine son verilmesinin ardından, 1923’te tutuklanmasıyla büyük bir darbe almış ve ardından özeleştirisini yaparak, daha doğrusu özünü eleştirmek mecburiyetinde kalarak serbest çalışmasına izin verilmiştir. Bu sırada Kazan’da alınan bir karar ile Galiyev’e “Doğunun Büyük Devrimcisi” ismi ve Tatar Komsomol Şeref üyeliğinin verilmesi önerisi, Komünist Parti tarafından kabul edilmiş ve Galiyev’in Komünist Parti içerisindeki etkinliği bu taltiflerin ardından bir daha geri dönüşü olmamak üzere sona erdirilmiştir. Galiyev’in bundan sonraki mücadelesinin tek destekçisi Mustafa Suphi olmuş, attığı her adım ve verdiği her kararın kendisini ölüme götürdüğünü bile bile ülküsünün gerektirdiği onurlu mücadeleyi sürdürme kararından dönmemiştir. Her liderde olmayan bu milliyetçi ve maneviyatçı vicdan, ezilen ve sömürülenlerin özgürleşmesi amacına yönelik olan gerçek sosyalizmi savunmuştur. Halkların köleleştirilerek sömürülmesine karşı Karl Marks ve Friedrich Engels’in proletarya diktatörlüğü teorisinin Rus Bolşevik uyarlamasını revize ederek, “ulusal sosyalizm yaşanmadan ve kurumsallaşmadan, küresel sosyalizmin eşit düzeyde birleşmeyeceği” tezini, 1920’li yıllarda ispat etmeye çalışmış siyasi bir dâhidir.

Galiyev’in bu siyasi dehası hem Lenin, hem de Stalin tarafından fark edilmiş olsa da, Rus Ekim Devrimi’nin ırkçı ve haçlı zihniyetli liderleri, yeni bir baskı ve sömürü sistemine dönüşen Rus sosyalizmine, Müslüman Türkleri eşit ortak yapmak yerine, yeniden ve daha baskıcı bir sistemle onları sömürmeyi tercih etmişlerdir. Bu tercihte Türk ve Müslüman kimliği taşıyan Galiyev ile işbirliği yapan liderlerin harcanması planı uygulamaya konulmuş ve ilk harcanan Mollanur Vahidov olmuştur. Daha sonra Kırım Tatar Lideri İsmail Firdevs öldürülmüştür. Galiyev partiden atıldıktan sonra, ülküsünü ve mücadele stratejilerini yeniden değerlendirmiş ve Tatar Türk-Müslüman kimliği ile Ruslarla ortak hareket etmenin ve sömürüye karşı çıkmanın artık mümkün olmadığı kararına varmıştır. Çünkü 1920–1921 yıllarında İdil-Ural bölgesinde (Tataristan, Başkurdistan cumhuriyetlerinde) hüküm süren dehşetli açlığı misal olarak getirsek acı gerçeği görürüz. İki yıl süren o açlıkta, 600 000 (altı yüz bin) Tatar-Başkurt ölmüştü. Sultan Galiyev, o açlıkta Lenin, Stalin ve Troçki üçlüsünün Amerika’nın Tatar-Başkurt halkına yiyecek gönderme önerisini kesinlikle geri çevirmelerine tanık olmuştu. İşte bu olay, Sultan Galiyev’de ruhsal devrim yaptı. Galiyev, Rus, Yahudi, Ermeni ve Gürcü önderlerinin ihanetine karşı reaksiyon olarak Türk-Tatar Müslüman halklarının, Batılıların çizmesi altında ezilmesine karşı isyan bayrağını kaldırdı.

Galiyev sosyalizminde, İslam’ın fertlere tanıdığı haklar ve toplumsal kurallar daima mihenk taşıdır ve tartışılması gerekmeyen kutsal milli ölçülerdir. Ancak; özellikle batılılar, İslami haklar ve kurallara saygı duymadıkları gibi, mazlumların sömürülmesi noktasında tarihin hiçbir döneminde vicdan muhasebesi yapmaya bile gerek görmemişlerdir. Emperyalizmin insani yardım adı altında yoksullardan soyduğu mallarla sunduğu iyilik hizmetleri ve gerçekleştirdiği toplumsal yardımlar, yine emperyalist sistemi benimsetmek ve kabul ettirmek hedefine yöneliktir. Bu bilince dayalı olarak Galiyev; Ruslar, Almanlar, İngilizler, Amerikalılar ve İspanyollar arasında hiçbir fark olmadığını, yazılarında ve konuşmalarında açıkça bildirmiştir.

Yalnızca Rus etnisitesinin özgürlüğünü ve egemenliğini öngören Rusların sosyalizminin, Rus sömürü sistemini yeniden sağlam temellere dayandırma politikalarına doğru evirildiğini, Türk ve Müslüman toplumların müstemleke olarak kalacağını ve emeklerinin sömürülmesine devam edileceğini var gücüyle anlatmış ve milliyetlerin özgürlüğü ve eşit temsili için inandığı ilkelerden sapmadan siyasi mücadelesini vermiştir. Özellikle; Stalin’in merkezi Rus otoritesine bağlı örgütlenme ve yönetim düşüncesine aykırı olarak Sovyet Müslüman Birliği’nin özerkliğini ısrarla savunmuştur.

Galiyevci düşünce sisteminin tüm Doğu’nun sömürge kıskacından kurtuluşunu ve bunun yollarını gösterdiği, izah ettiği çalışmaları (Milliyetler Halk Komiserliği’nin [ Narkomnats, Narodnıy Komissariat po delam natsional’nostey ] yayın organı Jizn’ Natsional’tostey’deki makaleleri ile 1929 yılında resmen basılan Asya ve Avrupa Türk Halklarının Sosyo-Politik, Ekonomik ve Kültürel Gelişmelerinin Esaslarına Dair Görüşlerimiz [Tezisı ob osnovax sotsial’no-politiçeskogo, ekonomiçeskogo i kulturnogo razvitiya tyurkskix narodov Azii i Yevropı] başlıklı kapsamlı çalışması) Bolşevik Rus devrimcilerine, Rus milliyetçiliğine dayalı siyasi ve idari örgütlenmelere karşı O’nun ilk ciddi muhalefeti olarak önemsenmiştir.

Zaten şüphe ve sürekli takip altında olan Galiyev’in bu çıkışı, Stalin öncülüğündeki Rusçu Bolşevik yapılanmanın dikkatini ve büyük tepkisini çekmiştir. Kırım Tatarlarının Lideri İsmail Firdevs ile yakınlaşması ve işbirliği yapması da, Stalin tarafından dikkatle takip edilmiş ve Galiyev’in “Pan-Türkist” özerklik taraftarı mücadelesi, Bolşevik Rus Ekim devrimine karşı büyük bir tehdit olarak görülmüştür. Lenin’in sosyalist devrim aşamasındaki öncelikli büyük korkusu, Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’nı kazandıktan sonra Kafkasya ve Orta Asya Türklerinin hamiliğine soyunmasıdır. Rusya Türk-İslam siyasi elitlerinin organizasyonu ve başkaldırısı şeklinde yürütülecek büyük ayaklanmalar ise, Stalin’in kâbuslu rüyasıdır. Lenin’den sonra Stalin de, Batı’nın Türkiye üzerinden emperyalistlerin yardımıyla Rusya’ya ve sosyalist devrime karşı Müslüman Türklerin üstünlük kazanmasını sağlamaya dönük stratejilere yöneleceğini düşünmüştür. Ancak ne Batılılar ne de Türkiye, Rusya’daki Bolşevik devrimin dünyayı fethetmesi gibi bir sürece evirilebileceğini öngörebilmiştir. Türkiye’nin Atatürk ile emperyalist Batıya ve Haçlılara karşı verdiği mücadele, Orta ve Uzak Asya Müslümanlarınca finanse edilmiş ve bunun aracılığını ise Bolşevik Kızıl Ruslar yapmıştır. Bu süreçte Mustafa Kemal Atatürk, sosyalizmi benimser bir siyaset tarzı gütmüştür. Rusya’nın işgal ettiği Doğu bölgesinden çekilmesini sağlayan anlaşmadan sonra, yönünü tekrar Batıya çevirmiş ve kaçınılmaz olarak Batı ile işbirliğinin risklerini almış ve yeni Türk devletinin modernleşmesi için, Avrupa’nın kapitalist şemsiyesi altında durmayı tercih etmek zorunda kalmıştır.

Fikir olarak anti-İngiliz ve anti-Rus ideolojiyi benimseyen devrimci Kemal Atatürk, Avrupa ve Asya arasında Osmanlı Türkleri için yeni bir devlet projesi üretmek zorundaydı. Türkiye tarafından “Yurtta Sulh, Dünyada Sulh” söylemi, dış politikada emperyalist hedefler taşınmadığının garantisi gibi algılanmış ve hatta “Misak-ı Milli” sınırları içerisinde yer alan Kafkasya’da, Ortadoğu’da ve Adalar Denizi’ndeki bazı topraklarından ve egemenlik haklarından vazgeçilerek olası bir yeni savaş riski ortadan kaldırılmıştır. Bu süreçte yine birbirini tehdit gibi gören Bolşevik Rusya ile Türkiye, mümkün olduğu kadar ayrılıkçı siyasi hareketleri desteklememek üzerine adeta gizli bir anlaşma imzalamış gibidir. Her iki ülkenin de yeni bir örgütlenme ile temelini yeniden inşa etmeye odaklanması, adeta tarihi düşmanlıkları unutturmuş ve Kafkasya-Orta Asya Türk toplumlarının kaderini kendilerinin tayin etmesi gibi bir büyük bir savaşı ve yeniden kuruluşu başlatmıştır. Galiyev ve onun gibi Türk liderler, Osmanlı Devleti’nin küçülerek bir yarımadada yeni devlet kurma savaşından ilham almış ve hatta Jön Türkler ve İttihat ve Terakki benzeri yöntemlerle ulusal bilincin ve milliyetçiliğin yükselmesini hedeflemişlerdir. İddia edilebilir ki, Azerbaycan’da 1916’da Enver Paşa ile Sultan Galiyev gizli bir görüşme yapmış ve bu görüşmeden sonra Galiyev, 1917 Bolşevik devrim hareketinin içerisinde yer alma girişimlerini artırmış ve gönüllü olarak Türk-İslam Sosyalist Birliği’nin sözcülüğünü üstlenmiştir. Galiyev’in daha sonra “Tatarların Atatürkü” olmak gibi tarihi bir görev ve liderlik sorumluluğunu üstlendiği ve 1923’e kadar bunu başarı ile yönettiği bilinmektedir. Ancak kendisini destekleyen liderlerin Rusya’dan kaçması, öldürülmesi ve sürülmesi ile yalnızlaşmış, özgürlükçü ve eşitlikçi Rus sosyalistlerinin ortadan tümüyle kaldırılıp yok edilmesinden sonra, umudunu kendisi gibi direnen liderlerin başarısına bağlamıştır. 1924’te Lenin’in ölmesinden sonra Avrasya Türk-İslam direniş örgütleri ile işbirliği yollarını meşrulaştırmaya gayret etmiş ve bu meşru hak arayışını evrensel insan hakları temeline oturtmak istemiştir.

Türklüğü ve İslamlığı savunduğu gerekçesiyle dışlanıp cezalandırıldıktan sonra yılgınlık göstermeyerek, Sosyalist Enternasyonal içerisinde bir Turan devletinin kurulması yönündeki girişimlere önderlik etmiş ve bu hedefe yönelik çeşitli yayınlar çıkarmıştır. 

1925’de hastalığının tedavisi maksadıyla Kırım’a giderek “Sosyalist Turan” Federasyonu’nun kurulması için çeşitli girişimlerde bulunmuş ancak, Rus gizli örgütleri tarafından sürekli takip edilmiş ve engellenmiştir. 1926’da Rusya Avcılık Cemiyeti’nin İdil-Ural Bölgesi Yetkili Temsilcisi göreviyle Stalin tarafından kendisine iş verilmiş ve OGPU’nun takibi ile Turancıların tasfiyesi süreci başlatılmıştır.

Bu sürece karşı direnmek isteyen Galiyev, 1927 Ocak’ta tekrar özeleştiri yapmayacağını bizzat Stalin’e iletmiştir. Galiyev’in bundan sonraki hayatı artık takip ve tutuklamalarla ve cezalarla geçecektir. 1928’de Sultan Galiyev düşmanları onu, eski bir kent soylusu olarak damgalayarak, Troçkist, karşı-devrimci, burjuva milliyetçisi ve Pan-Turanist suçlamalarla yeniden tutuklarlar.

Bolşevik Rus Devriminin yeni ekonomi ve politik kararları ile İmparatorluk bakiyesini yeniden sömürgeleştirme çabasına girdiğini ve bu uygulamanın Türk-İslam toplumları için hiçbir yarar sağlamadığını vurgulayan yazılı görüşlerini reddetmeyeceğini bildirmesiyle, 11 Aralık 1928’de tekrar tutuklanarak yargılanmıştır. [KGB arşiv belgelerine göre 1928’de kurşuna dizilerek Moskova’da öldürülür.] 1930’da idam cezası, on yıl zorunlu çalışma cezasına çevrilir. 31 Ocak 1931’de Beyaz Deniz kıyısındaki Solovki Kampı Manastırı’na sürülür. 1934 yılında Verem hastalığının şiddetlenmesi üzerine hastalığının tedavisi için şartlı olarak Saratov Devlet Güvenlik Nezareti’ne gönderilir. 19 Mart 1937’de Türkçülük ve İslamcılık düşüncesinden taviz vermemesi nedeniyle bir kez da tutuklanır.

Stalin’in kendine rakip olabilecek bütün gerçek sosyalistleri yok etme düşüncesinin yanında, Leninizm’e alternatif olarak “Galiyevizm” in küresel kabul görmesi, emperyalistler için çok daha büyük bir tehdittir ve bu tehdit milli bir temel ile ideolojileşmektedir. Galiyev sosyalizminde, ezilen ve sömürülen halk ve milletlerin kendi egemenlik ve siyasi haklarının kendilerinin kararına bırakılması girişimleri ve propagandası, Rusya’nın dağılmasına yol açabilecek, eylem tabanı kuvvetlenen bir düşünceydi ve bu düşüncenin yok edilmesinin ilk şartı, diğer Türk liderleri gibi Sultan Galiyev’i de yok etmekti. Gerçekten de 1939’da cezasını tamamlayıp, Kazan yakınlarındaki Kuybişev’e [Samara} yerleşmiş ve daha sonra tekrar gizlice tutuklanmış ve [28 Ocak 1940] Moskova’da Lefort Hapishanesinde, Stalin’in emri ile Lavrentiy Beriya tarafından öldürülmüştür. Halen Galiyev’in kendi ailesinden yaşayan hiç kimse yoktur ve Rusya Devleti tarafından tüm aile fertleri şehit edilmiştir.

Suçsuz ve masum Galiyev ailesi Rus istihbaratı tarafından yok edilmiş ve halen nasıl öldürüldükleri ve nereye defnedildikleri de tespit edilememiştir. Oğlu Murat ise yine Stalin’in emri ile Arça Şehri’ndeki Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne kapatılmış ve burada öldürülmüştür. Sultan Galiyev, bütün yaşamı boyunca görüşlerinden ve doğrularından taviz vermeyen bir kişilik sergilemiştir. Devrimin ilk yıllarında Lenin’in istediği biçimde, uluslararası kapitalizmin devrilmesi için milli konularda büyük fedakârlıklar yapılması gerekmektedir yaklaşımına da son derece bağlı bir çizgisi vardır.

Galiyev, mücadele yıllarında Bolşevik örgütlenme içerisinde Avrasya Türklerinin haklarının savunulması için resmi temsil statüsünü korumak amacıyla, “Küçük Kolej Yöneticisi, Müslüman Kızılordu Genel Kurmay Başkanı, Doğu Halkları Üniversitesi Rektörü, Kazan Halk Komiseri(=NARKOM), Uluslar Halk Komiserliği 2. Sekreteri (=NARKOMNATS), Halk Komiserleri Konseyi Üyeliği (=SAVNARKOM), Devrim Komuta Konseyi Üyeliği (=REVKOM)” gibi yirmiye yakın çeşitli kurum ve kuruluşlarda çalışmış ve Bolşevik Ekim Devrimi’nin başarısına katkı sağlamıştır.

30 Nisan 1990′da Sovyet Yüksek Mahkemesi Sultan Galiyev hakkında “iade-i itibar” kararı almıştır. Karar metninde ise aynen şu ifadeler yer almaktadır: “…SSCB Yüksek Savcılığı, SSCB’nin yüksek mahkeme verilerine dayanarak yaptığı incelemede, 1928 yılı sonunda GPU tarafından 76 arkadaşı ile birlikte karşı-devrimci örgüt kurmakla suçlanarak baş düşman ilan edilen Sultan Galiyev ve arkadaşları hakkında karara vardı. Komisyonun incelemeleri sonucu, böyle bir organizasyonun gerçek olmadığı ve olayın GPU tarafından uydurulduğu tespit edilerek, mahkeme heyeti Sultan Galiyev’in beraatına karar vermiştir.”

Ancak bilinmelidir ki, Bolşevik devrimin başlangıcından Stalin’in (1953) ölümüne kadar tespit edilebilen güvenilir verilere göre bütün Sovyet tarihi boyunca yaklaşık olarak dört milyon insanın devlete karşı suç işlemekle suçlandığı ve mahkûm edildiği bilinmektedir. Bu insanların 700.000 – 800.000’i vurularak öldürülmüştür. Bu istatistiğe Müslüman Türklerin girmediği ise kesindir. Bolşevik Rus devrimi aynı zamanda Orta Asya, Balkanlar ve Kafkasya’da kitleler halinde Türklerin katledilmesine yönelmiş, Rus ırkçılığına dayalı büyük katliamlar hareketine dönüşmüştür.

Arş. Cengiz ASLAN
Yalquzaq